Anakara, Şehir Rehberleri

Yanya (Ioannina-Giannena) Tarihi

fullsizeoutput_10a4.jpeg

Yunanistan’ın en batısında, Arnavutluk sınırında bulunan ve yüzyıllar boyu etnik çeşitliliğin ve harmoninin sembollerinden olan Yanya (ya da Ioannina, Giannena); günümüzde de Epir Bölge Valiliği’nin merkezi ve nüfus bakımından da Yunanistan’ın büyük şehirlerinden… Atina’ya 410 km, Selanik’e 260 km, Igoumenitsa Limanı’na yaklaşık 80 km ve Yunanistan-Arnavutluk sınır kapılarından Kakavia’ya yalnızca 60 km mesafede olan bu şahane şehir, Osmanlı’dan gelen tarihsel bağlarımız da olmasına rağmen, belki de denize kıyısı olmadığı için, maalesef birçok turistin gözünden kaçıyor.

Şehir Hakkında

20160703_112347

Yanya’nın doğal güzelliklerinden bu yazıda detaylıca bahsetmeyi planlamıyorum. Zaten her ne kadar orada yaşarken her fırsatta gezmeye çalışmış olsam da hâlâ ayağımı basmadığım tonla nokta olduğu için öyle bir yazı yazmak konusunda kendimi hiçbir zaman yeterli de hissedemeyeceğim sanırım… Ama şehrin etrafını saran dağlara saklı olan köyleri keşfetmenin, başlı başına bir gezi planı olabileceğini vurgulamam lazım. Avrupa’nın en dikkat çekici doğal güzelliklerinden sayılan, Pindos Dağları içine saklanmış Zagori bölgesinde (Zagorohoria) içinde kaybolacağınız ve kendinizi unutacağınız güzellikte kırk beş geleneksel köy bulunuyor. Ayrıca yine burada Guinness Rekorlar Kitabına “dünyanın en derin kanyonu” olarak giren Vikos Kanyonunu da ziyaret edebilir ve aslında doğa karşısında insan olarak ne kadar küçük olduğumuzu bir kez daha hatırlayabilirsiniz. Bu hatırlatmaya biraz da heyecan katmak isterseniz de Voidomatis Nehrinde rafting yapabilirsiniz. Gezginlere her köşesinde şahane imkanlar sunan bu şehrin tam merkezinde ise çevresinde keyifli yürüyüşler yapabileceğiniz Pamvotida Gölü ve gölün içinde de yerleşime açık bir adacık var. Yanya’ya gittiğinizde bu adacığı ziyaret etmeyi planlarınıza dahil ederseniz, kısa da olsa keyifli bir tekne seyahati de yapmış olursunuz.

IMG_1185Kesinlikle yaya gezilmesi gereken bu şehrin tarihinin Bizans dönemi ile başlıyor olduğu söylense de antik dönemde bu bölgeye ait sikkeler bulunduğundan, bugün Yanya’nın, Yunanistan’da yerleşim için kullanılmış olan en eski yerlerden biri olduğu biliniyor. Ancak şehrin, bugünkü ismiyle, resmi evraklarda ilk kez 673 tarihinde Nafpaktos Konsili kayıtlarında yer bulduğunu da söylemek gerekiyor. Şehrin en önem kazandığı dönem ise Osmanlı yönetimi altında kaldığı, siyaseten de neredeyse özerkleştiği ve ticaret ile zanaatten yoğun gelir elde ettiği dönem…

Yanya bugün de ülkedeki on üç bölge valiliğinden birinin merkezi ve ülkenin en iyi üniversitelerinden birini (Yanya Üniversitesi-University of Ioannina) barındıran önemli bir şehir. “En meşhur olduğu şey nedir?” diye sorarsanız sanırım birçok kişiden, “gümüş işi” cevabını alıyor olursunuz. Burası gerçekten gümüşten harikalar yaratılan bir yer… Bu yüzden gittiğinizde mutlaka şehir merkezinde gümüş satan dükkanlara uğramalısınız. Kesinlikle atlanmaması gereken bir diğer şey de et ve süt ürünleri… Burada tabii coğrafyanın ve hayvancılığın çok gelişmiş olmasının da etkisi var. Yanya’da yiyeceğiniz etin ve özellikle fetanın tadının kesinlikle damağınızdan silinmeyeceğinin garantisini verebilirim sanırım. Ülkede çok yaygın olarak kullanılan Vikos ve Zagori sularının da buradan çıktığını söyledikten sonra sanırım artık şehrin tarihine detaylıca bakma zamanı geldi.

IMG_7112Osmanlı Yönetiminde Yanya

Yanya, Osmanlılar tarafından 1430 yılında fethediliyor ve 1913 Balkan Savaşlarına kadar Osmanlı yönetiminde kalıyor. Ancak şehrin Müslüman cemaati, hemen değil, 1923 Nüfus Mübadelesi ile şehri terkediyor. Bugün “İç Kale” bölgesi olarak bilinen Orta Çağ Kalesi’nin içindeki 20 hektarlık alan, 1600’lere kadar, Hristiyanların ve Musevilerin yerleşim yeri… Müslümanların yoğun olarak yaşadıkları mahalle ise kalenin hemen dışında kalan bölge… Ancak 1611 yılında Trikala (Tırhala) Piskoposu Dionisios Philosophos (Skylosophos) şehirde bir isyan başlatıyor ve bu isyana da ciddi katılım oluyor. Aslan Paşa tarafından bastırılan isyan sonrasında Piskopos, İç Kale’nin giriş kapısında asılıyor. (Bugün hâlâ asıldığı yerde onu anmak için bir mum yanıyor) Hristiyanlar bu isyan sonrasında ayrıcalıklarını kaybederlerken kale içi bölgesindeki tüm Hristiyan haneler de kale dışına taşınıyor. Kale içindeki kiliseler yıkılırken, şehrin koruyucu azizine ait kilise olan Agios Ioannis Kilisesi’nin yerine bugün de ayakta olan ve  Yanya Belediyesi Etnografya Müzesi olarak hizmet veren Aslan Paşa Camii inşa ediliyor. Ayrıca cami etrafına bir külliye, hamam, imaret ve türbe de yaptırılıyor. Tüm bu eserleri, bugün bölgeye gittiğinizde görebiliyorsunuz. Bastırılan  bu isyan sonrasındaysa İç Kale Bölgesi Hristiyanlardan “temizleniyor” ve tamamıyla Müslümanlarla Musevilere kalmış oluyor.

IMG_71531600’lerin başından 1787 yılına kadar, şehri Aslan Paşa ailesinden yöneticiler yönetiyor. Ancak sonrasında, Yunan Aydınlanması’na kadar geçen sürede hâkimiyet Tepedelenli Ali Paşa’ya geçiyor. (Kendisini tarih derslerinden Yanyalı Ali Paşa olarak da hatırlayabilirsiniz) Bugünkü Arnavutluk’un Tepeleni köyünde doğan, annesi ise Yanya’nın Konitsa köyünden bir Ortodoks olan Ali Paşa, şehirdeki yönetimi döneminde İç Kale’de kendisine bir saray ve ayrıca Pamvotida Gölü’ndeki adacıkta da bir ev inşa ettiriyor. Adadaki o ev bugün Ali Paşa Müzesi olarak ziyaret edilebiliyor.

543px-Ali_Pasha_and_Kira_Vassiliki_by_Paul_Emil_Jacobs_1802_1866Ali Paşa 55 yaşındayken gönlünü küçük yaşlarda haremine giren Kyra Vasiliki’ye kaptırıyor. (Yazılanlara göre Kyra Vasiliki Paşa’nın dikkatini çektiğinde ve haremine alındığında 14-15 yaşlarında) İkisinin arasındaki dillere destan aşk, evlilikle sonuçlanıyor ama Kyra Vasiliki dinini değiştirmiyor ve hatta saraylarının içinde kendisine bir de minik kilise yaptırıyor. İkiliyi resmeden en çarpıcı görsel ise Paul Emil Jacobs tarafından yapılan ve ünlü müzayede evi Sothbys tarafından 114,500 pounda satılan, 1842 tarihli bu yağlıboya tablo… 

IMG_7176Paşa, Kyra Vasiliki’nin (ve belki annesinin de) yadsınamayacak etkisiyle, bugün Filhelen (Yunanperver) olarak biliniyor. İktidarı dönemindeki en büyük hedefi, gücünü sağlamlaştırıp Yanya’yı Osmanlı’dan ayırarak kendi himayesinde bir yönetim merkezi yapmak… Ancak bu amaca yönelik olarak başlattığı isyanın bastırılması için İstanbul’dan asker gönderiliyor ve Paşa’nın sonu da böylece gelmiş oluyor. Gönderilen askerlere Kyra Vasiliki ile birlikte karşı koymaya çalışsalar da nihayetinde Paşa’nın başı, göldeki evinde kesiliyor ve İstanbul’a yollanıyor. Tabii Kyra Vasiliki de esir olarak İstanbul’a getiriliyor. Paşa’nın başsız vücudunun gömüldüğü mezarı ise İç Kale bölgesindeki Aslan Paşa Camii’nin hemen önündeki kafesle çevrilmiş alanda ve bugün de ziyaret edilebiliyor.

to-xruso-kariofili-tou-ali-pasaBu arada Ali Paşa ile ilgili, 2015 yılında, Yunanistan medyasında da çok ses getiren bir haber yer aldı. Buna göre, 1930’larda Atina’ya göç etmiş olan Yanyalı bir aile, üzerinde Ali Paşa’nın adının yazılı olduğu altın ve gümüş işlemeli bir tüfeği Yanya’da Ali Paşa Müzesi’nde sergilenmek üzere şehre geri yolladı. Medyaya yansıdığı kadarıyla tüfek aile tarafından Yanya’daki bir pazardan satın alınmıştı. Şehirde yaygın şekilde bilinene göre, Ali Paşa öldürüldükten sonra, sarayı yağmalanmış ve çalınan tüm eşyaları yağmacılar tarafından peyderpey satılmıştı. İşte bu tüfek de o dönemde çalınan eşyalardan biriydi. Yanya’daki işleme sanatının da iyi bir örneği olan tüfeğin mekanizmasının yanında “Αλη-Παcια 1804” yazıyor. Tüfek Pamvotida Gölü’ndeki adacıkta bulunan müzede incelenebiliyor.

Öte yandan Yanya hem ekonomik gücünden hem de stratejik konumundan dolayı, 20. yüzyıl başına kadar birçok Avrupalı ülkenin konsolosluğuna da ev sahipliği yapıyor. Bu döneme kadar şehrin nüfusunun önemli bir çoğunluğunu (%44) Müslümanlar oluşturuyor. Örneğin kayıtlara göre, şehirde kiliseden çok cami bulunuyor. Ancak ticari açıdan her zaman hareketli olan ve Avrupa ile sıkı bağları bulunan bu şehrin yaşam dili Yunanca… Dolayısıyla Müslüman ailelerin çoğunun da anadilinin Yunanca olduğunu ve mübadeleyle Türkiye’ye ulaşanların içinde tek kelime Türkçe bilmeyenlerin bulunduğunu anı kitaplarından okuyabiliyoruz.

Yanya saat kulesiŞehirde birçok önemli yapıya rastlamak mümkün. Tarihi anlamı olanların çoğu da İç Kale bölgesinin içinde… Bunlara ek olarak, günümüze dek ulaşan simge yapılardan biri olan saat kulesi de 1903 yılında, Osman Paşa tarafından dikiliyor. Çok bilinen bu isimlere ek olarak, Selanik’i 1912 yılında Yunan ordusuna teslim eden, şehrin son Osmanlı yöneticisi Hasan Tahsin Paşa da Arnavut asıllı bir Yanyalı… Ressam olan oğlu Kenan Mesare ise şehirdeki en ünlü Müslümanlardan biri…

Mübadele açısından bakarsak da Türkiye’de birçok Yanyalı mübadile ve enteresan tanıklıklarına rastlamak mümkün. Örneğin birinci kuşak Lozan mübadillerinden olan ve 2016 yılında, 102 yaşındayken hayatını kaybeden Lütfü Karadağ en meşhur Yanyalı mübadillerden… Karadağ’ın Yanya ‘ya ve mübadeleye dair anılarını okumak isterseniz, gazeteci İskender Özsoy’un kendisiyle yaptığı söyleşilerden derlenen kitaba göz atabilirsiniz.

Yahudi Cemaati

Müslüman geçmişine ek olarak, Yanya’yı Yunanistan’daki diğer şehirlerden ayıran en önemli özelliklerden biri de şehrin Yahudi mirası… Hatta buranın Yunanistan içinde, Selanik’ten sonraki en önemli nokta olduğu bile iddia edilebilir. Şehirde hâlâ kale içinde aktif olan bir sinagog var. Ayrıca şehrin Yahudi cemaati bugün yalnızca 50 kişiden oluşuyor olsa da ülkedeki ilk ve tek Yahudi Belediye Başkanı da Yanyanınki… Aslında 2019 yılından beri Yanya’ya Belediye Başkanı olarak hizmet veren Moisis Elisaf, Yanyalıların önceden de adını çok iyi bildikleri biriydi zira kendisi üniversitedeki Patoloji Kliniği’ni yöneten, ülke çapında ünlü bir tıp doktoru…

IMG_1111Yanya’daki Yahudi cemaati, Epir Bölgesi’nin tamamında olduğu gibi, yoğun olarak Bizans döneminde bölgeye yerleşmiş olan Romanyotlardan oluşuyor. Yüzyıllardır bu bölgede yaşayan cemaatin, dil ve kültür açısından Yunanistan’la bütünleşmiş olduğu; ancak bunun yanında dinlerini ve kendi cemaat kültürlerini de yaşatmaya devam ettikleri söylenebilir. Kayıtlara göre, 16. yüzyıldan itibaren şehre Sefarad Yahudileri de gelmeye başlasalar da Romanyotların içinde eridikleri aktarılıyor. Şehirdeki Osmanlı yönetimi döneminde ticari ve ekonomik ayrıcalıkları bulunan, dini olarak da özgür olan cemaat, yukarıda da bahsettiğim gibi kale içindeki bölgede yaşıyor. Bugün şehirde faal olan tek sinagog da kalenin surlarına bitişik ve çevresinde ciddi bir yerleşim yoğunluğu var.

İkinci Dünya Savaşı döneminde, önce İtalyan işgalini yaşayan Yanya’da Yahudi cemaati için tehlike arz eden bir durum yaşanmıyor. Kayıtlara göre yaklaşık 2000 kişi olan nüfus, normal şekilde hayatlarına devam ediyorlar. Ancak 1943’ün ikinci yarısında şehre Almanlar geldiğinde Yahudi cemaati için işin rengi değişiyor; çünkü gündelik hayatlarına direkt müdahaleler başlıyor. Cemaatin yeni sinagogu yerle bir edilirken 1944 yılı başlarında Yahudi evleri de işaretlenmeye başlanıyor. Tüm bu ağır gelişmelere nokta koyar şekilde 25 Mart 1944’te şehirdeki tüm Yahudiler önce otobüslerle Larisa’ya oradan da trenlerle Auschwitz Toplama Kampına yollanıyorlar. Kayıtlara göre gidenlerin %92’si hayatlarını orada kaybediyor. Yine kayıtlara göre savaş bittikten sonra Yanya’da Yahudi cemaatini oluşturan nüfus yalnızca 181 kişi. Bunların 112’si kamptan geri dönmeyi başarabilenler, 69’u ise savaş boyunca Yanya’da komşularının evlerinde saklanabilenlerle dağlara kaçmış olanlar… Bu dönemde artık sayıca da bu kadar azalan cemaatin en büyük eksiği ise yaşlı nüfusun tamamen yok olmuş olması.

ger2Cemaatin yaşadığı bu acıların günümüze de yansıması olmadı değil. Mart 2014’te kendisi de Yanya doğumlu olan, dönemin Cumhurbaşkanı Karolos Papoulias, dönemin Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck ile birlikte Yanya’ya geldi. Bu iki devlet adamı 1943 yılında Alman işgali altındayken Nazilerin büyük bir katliam yaptıkları Ligkiades Köyü’nü ziyaret ettiler ve köydeki anıta çiçek bıraktılar. Ayrıca Gauck, Yanya Yahudi cemaatinden olup İkinci Dünya Savaşı sırasında Auschwitz’e gönderilen ve savaş sonrasında sağ kurtulup şehre geri dönen iki kişiden bizzat özür de diledi. Ayrıca Gauck bu gezide, saygı sunmak amacıyla, Yanya Sinagogunu da ziyaret etti.

Uzun lafın kısası hem dağlık olan hem de gölüyle sizi suya hasret bırakmayan, büyük ama küçük şehir Yanya, yolunuzu düşürmenize kesinlikle değecek bir adres… Etrafının dağlarla çevrili olmasının da etkisiyle, Modern Yunan Aydınlanması’nın, Balkan Savaşları’nın, İkinci Dünya Savaşı’nın ve Yunanistan İç Savaşı’nın en çetin geçtiği yerlerden biri olan bu şehir, kesinlikle sizi her sokağında bir tarih yolculuğuna çıkarıyor. Tarihle ilgili tüm bu detayları bir tarafa bıraksak bile çevresindeki köyler, muhteşem doğası ve hüzünlü havasıyla Yanya, herkesin kalbinin bir köşesini bırakıp ayrılacağı bir yer… Umarım bu yazıdan sonra siz de Yanya’yı gezi planınıza dahil edersiniz. 😊 Bu arada Yanya hakkındaki tüm paylaşımlarımı Instagram’da #yanyadannotlar hashtaginde inceleyebilirsiniz. Ne dersiniz? İlk fırsatta Yanya’ya gidiyor musunuz? 😊 

“Yanya (Ioannina-Giannena) Tarihi” için 2 yorum

  1. 2019 yılında ailece gidip şehri , tarihi yerleri ( ada dahil) gezdik. Hakikaten güzel bir şehir.
    2013 yılından beri Selanik’e kadar bütün batı ve iç bölgelerini gezdik.
    Kasım ayında Alexandrea ‘ya gideceğim.
    Pandemi den sonra ilk
    Ve ondan sonra Yanya’ya bir daha gideceğim. Özellikle Epir bölgesini ve dağları gezmek için.
    Daha sonraki hedefimiz Mora yarım adası.

    Liked by 1 kişi

Veysel Alp SEZER için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.