Şehir Rehberleri

Mistra (Mystra / Mezistre) Gezi Rehberi

Herkese selam! Instagram profilimde daha önce de belirttiğim gibi, “Yunanistan’ın her köşesi ayrı cennet” muhabbeti yapıyor değilim. Bazı yerlerden şöyle bir geçmenin yeterli olduğunu, tercih yapılacaksa bazı yerlere hiç uğramaya gerek olmadığını defalarca bana soru soranlara yazmışımdır… Mora Yarımadası’ndaki Sparta şehri de böyle bir yer… Uçsuz bucaksız bir ova ve ortasına inşa edilmiş küçük bir şehir… Ama yakınında, o şehri özel kılan bir yer var ki burayı atlarsam, bundan bahsetmezsem kesinlikle gözüm arkada kalır… Bu şahane yer Mistra ya da Mystra…

İtiraf etmeliyim ki burası şimdiye kadar gerçekten beni Yunanistan genelinde en etkileyen noktalardan biri oldu. Bu yüzden Mora civarında olursanız kesinlikle ziyaret etmelisiniz. Eğer “sana güvenimiz tam, gideriz” diyorsanız da alanın haftanın her günü 8:00-15:00 saatleri arasında ziyarete açık olduğunu ve giriş ücretinin de 6 € olduğunu not edelim. Ancak hakkınca gezebilmek için buraya kesinlikle 2-3 saat gibi bir süre ayırmanız lazım; çünkü şehrin üst, orta ve alt kısımlarını ayrı ayrı geziyor olacaksınız. Yukarı kapıdan girerseniz kaleye tırmanmanız yaklaşık 20 dakika sürüyor (tabii bu formunuza göre değişir 🙂) İndiğiniz yani aslında şehre girdiğiniz alanda da ziyaret edilecek kiliseler var. Sonra girdiğiniz yerden çıkıp arabanıza atlayıp orta ve aşağı şehir için diğer girişe gidiyorsunuz (yaklaşık 2 km) Sonra oraları da ayrıca geziyorsunuz. Ancak merak etmeyin, tek bilet yeterli… Neden bahsettiğimi haritayla şöyle ifade edebilirim sanırım:

Map_of_Mystras-en.svg.png

Gelelim tarihe… Mistra, Mora Yarımadası’nın (Peloponez Bölgesi’nin) Lakonia ilinin, eski bir belediyesi… Kale içinde bir kasaba, küçük bir şehir… 131 kilometrekare alana yayılan bu şehir, 2011’deki yerel yönetim reformundan sonra Sparta Belediyesi’ne ve Tripoli kentinin merkez olduğu Peloponez Bölge Valiliği’ne bağlandı.

Yıllar boyunca batılı seyyahlar tarafından Antik Sparta ile karıştırılmış olan Mistra’nın tarihi aslında 13. yüzyıla dayanıyor. 1204’te İstanbul’un fethedildiği Dördüncü Haçlı Seferinden sonra, bu bölgede Latin Akhaya Presliği ilan ediliyor. Mistra da 1249 yılında, Taygetos (İlyas) Dağı’nın yamaçlarına, doğu yakasına örülen kale duvarlarından sonra  kuruluyor ve Prensliğin merkezi oluyor. Bu arada Prens II. William Villehardouin şehrin tepe noktasına görkemli bir saray inşa ettiriyor. Buradaki temel gaye tabii ki atlatılan milyon tane savaştan sonra, yüksek bir yere çıkarak güvenliği sağlamak… Şehrin etrafını tamamen saran kale duvarları ile dış dünyayı birleştiren, sınırlı sayıdaki noktada bulunan kemerli geçitlerin yine güvenlik amacıyla dar ve oldukça uzun inşa edildiğini ve art arda birkaç demir kapıyla korunduğunu da söylemek lazım. Bu geçitler şehrin en güvensiz noktaları kabul edildiği için ayrıca onları gözleyen kuleler de mevcut.

IMG_1949

1262’de Bizans yönetimine geçen şehir, 1289’da Mora Yarımadası’ndaki Bizans eserlerinin bölge idaresi ve sonunda 1349’da da Mora Despotluğu’nun başkenti ilan ediliyor. 1383’te yönetim tamamen Paleologos Ailesi’ne geçiyor ve şehir Mora Despotu I. Teodore Paleologos yönetiminde, İstanbul’dan sonra İmparatorluğun en önemli ikinci şehri ve şehrin en görkemli yapısı olan saray da imparatorların ikinci sarayı haline geliyor. Despotluk döneminde kalenin etrafına yeni evler inşa ediliyor, şehir askeri bir merkez haline geliyor ve nüfusu da artıyor. Bu arada yerleşimin rahatça artabiliyor olmasında tabii ki  dağdaki su kaynaklarının bolluğu sayesinde şehrin su ihtiyacının rahatça karşılanabiliyor olması ve inşaat için de dağdan taş ve odun sağlanabiliyor olması etkili… Askeri merkez olmasının dışında, Mistra aslında, Bizans felsefesinin de son merkezi… Zira İtalyan Rönesansını da etkileyen Yeni Platonculuk akımının son temsilcileri burada yaşamış ve burada ölmüşler. 

IMG_1959.JPG

Mistra Despotluğu, Bizans içinde hiyerarşik olarak önemli bir mevki… Son Bizans İmparatoru XI. Konstantinos Paleologos da taç giymeden önce Mistra despotu olarak görev yapıyor. Şehir 1460’ta, son despotu Dimitris Paleologos tarafından, savaşmadan Fatih Sultan Mehmed’e teslim ediliyor ve Osmanlı yönetimindeyken “Mezistre” adıyla anılıyor. Osmanlılar döneminde burası önce kadılık sonra da sancak yapılıyor ve burası her zaman merkez oluyor. 1530’daki ilk Osmanlı tapu kayıtları uyarınca şehirde 479 Rum, 99 İspanyol Yahudisi, 33 Müslüman ve birkaç çingene hane ve 70 kişilik bir askeri garnizon bulunuyor. Zamanla özellikle ipek üreticiliği geliştiği için şehrin nüfusu gittikçe artıyor. Özellikle de Müslüman haneler tabii ki…

Mistra, 1668’de artık yaklaşık 9000’e ulaşan sakiniyle Mora Yarımadası’nın en kalabalık şehirlerinden biri… Şehirle ilgili en detaylı tasviri, şehri 1668’de ziyaret eden Evliya Çelebi yapıyor. Çelebi’nin aktardığına göre şehrin tamamında (yukarı, orta ve aşağı kısım değerlendirildiğinde) biri hemen şehir duvarlarının dışında olmak üzere altı cami, yedi kilise, sekiz mescid, iki medrese, dört mektep, üç tekke, hanlar ve çarşılar bulunuyor. Şehir 1687 ila 1715 yılları arasında Venedik Cumhuriyeti tarafından işgali haricinde Yunan Bağımsızlığına kadar Osmanlıların elinde kalıyor ve ekonomi de ipek böcekçiliği, pamuk ve zeytinyağı üretimine dayanıyor. Bu arada şehrin sakinlerinin bağımsızlık hareketine aktif destek verdiğini de söylemek lazım… 1825’te Kavalalı İbrahim Paşa tarafından yakılıp terkedilen Mistra, tarihinde görmediği zararı görüyor. 1834’te Kral Otto yönetiminde ise şehrin büyük bölümü, yeni inşa edilen Sparta şehrine taşınıyor. Şehrin Osmanlı dönemiyle ilgili daha detaylı bilgiye TDV İslam Ansiklopedisi‘nden ulaşabilirsiniz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu arada 1922’de arkeolojik alan ilan edilen ve 1953’te Yunanistan Cumhuriyeti’nin kararıyla kamulaştırıldığı için son sakinlerinin de terk ettiği ve tamamen boşalan Mistra’da; 1989’da kale, saray, kiliseler ve manastırlar dahil olmak üzere tüm harabeler, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine alındı. Ama siz zaten Yunanistan’ın UNESCO Listelerine giren eserlerinin tamamını yazdığım yazıyı okuduğunuz için bunu zaten biliyordunuz 🙂 Şimdi siz söyleyin… Böyle tarihi, böyle efsane bir yer ziyaret edilmez mi?  Böyle bir yerin büyüsü insanı çarpmaz mı? Umarım siz de tatilinizde bunu ve diğer tüm tarihi alanları, heybetli yapıları görmek için vakit ayırırsınız 🙂

 

Not: Mora hakkındaki tüm paylaşımlarımı Instagram’da #moradannotlar hashtaginde inceleyebilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.